Kullanıcı Oyu: 4 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değil
 

Çoğumuz geçtiğimiz mayıs ayında İstanbul gezi parkında başlayan ve ülkenin büyük şehirlerine yayılan protestoları yazılı, görsel ve basından takip etmiş, günlerce süren bu protestolardan haberdar olmuşuzdur.

 

Gezi parkına inşaat yapılmasını önlemek; park ve agaçları korumak isteyen bir grup gence, polisin orantısız şekilde uyguladığı müdahalenin ardından başlayan olaylar başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Topçu kışlasını yeniden inşaası konusundaki ısrarcı tavrıyla daha da büyümüş, ilk önceleri parktaki ağaçları ve doğayı koruma adına başlayan direniş, Erdoğan`ın ve polisin tavrıyla hükümet karşıtı protesto ve olaylara dönüşerek günlerce devam etmişti.


Peki sorun sadece başbakan Erdoğan`ın sert, ısrarcı ve yahut kibirli tavrı mıydı? Yoksa sorun polisin sert müdahalesi miydi? Nasıl oluyordu da ekonomik ve siyasi istikrarı ile bölgenin parlayan yıldızı olarak gösterilen bir ülke bu denli büyük olaylara sahne oluyordu? 


Günlerdir tartışılan T.C. nin kurumlardan silinmesi, "iki ayyaş", İstanbul boğazına yapılması planlanan 3. köprüye Yavuz sultan Selim isminin verilmesi, içki satışlarında ve saatlerinde ki düzenleme halkın bir kısmını rahatsız ediyor, bunu özel hayata direk müdahil olma, değerlere ve toplumdaki farklı gruplara hakaret olarak algılıyordu. Böylece gezi olayları sayesinde muhalifler baskıcı hükümete tepkisini göstermek isteyenler icin bir fırsat doğmuş oluyordu.


29 mayıs sabahı saat 00:05 sularında polisin, orantısız ve çok sert şekilde müdahalesi ile gezi parkınındaki çadırlar sökülüyor, direnişçilere gaz bombası ile müdahale ediliyordu. Direniş ve müdahelenin devam ettiği gezi parkında göstericilerin üzerine çöken duvarla yaralananlar oluyor, olaylar sosyal medyada büyük yankı uyandırıyordu. Sosyal medya üzerinden örgütlenen halk, sanatçı, milletvekili ve muhalefetin desteğini alarak büyüyor direniş ülkenin tüm şehirlerinde milyonların sokaklara dökülmesine sebep oluyordu.


Başbakan Erdoğan'ın protestoculara "çapulcu "demesi Türk basının protesto ve polisin göstericilere attığı binlerce gaz bombasına tepkisiz kalması protestolara ve direnişe destek veren halk, sanatçı ve bir kısım aydın, Türk basınına ağır eleştiride bulunuyor birçok yayın kuruluşunu hükümet yanlısı "yandaş medya" olmakla suçluyordu.  Gün geçtikce büyüyen bu halk hareketi, sosyal medya ve dünyanın önde gelen yayın kuruluşlarının günde saatlerce taksim ve Türkiye'nin büyük şehirlerinden yaptığı yayınlarla farklı hal alıyor dünyaya Türkiye`de bir iç karışıklık ve istikrarsızlık oluştuğu havası tüm dünya medyasından okuyucularına ve izleyicilerine servis ediliyordu.


Demokratik hak olarak sokaklara dökülen halk başbakan Erdoğan`ın ısrarcı ve sert tavrı ile, polisin sert ve orantısız müdahalesi ile ve bu sosyal patlamayı fırsat bilen çevrelerin gayreti ile boyut değiştiriyordu. 
Gezi parkı eylemlerine destek vermeyen ünlüler üzerinde toplumsal baskı uygulanıyor; gezi parkı eylemlerinde eylemcilere aktif destek vermek isteyen, sokak muhalefetinden nemalanmak isteyen CHP bu bir halk hareketidir denilerek ve Akp iktidarına karşı pasif muhalefet yaptığı gerekçesiyle bertaraf ediliyordu. Süreç başbakan Erdoğan`ın evinin basılması ve Ak Parti hükümetini devirme girişimlerine kadar vararak kaos ortamına dönüşmek için zemin arıyordu. 


Ak parti iktidara geldiği günden beri ve kendini “Atatürkçü ve Laik" olarak tanımlayan çevreler Akp iktidarının artık diktatörleştiğini, toplumu kendi istekleri doğrultusunda düzenlemek istediklerini, sokakta muhalefeti yapılamadığını Ak partinin "masum" protestocuları polisin orantısız gücüyle dağıttığını, kendileri gibi düşünmeyenlere zulüm uyguladığını sokaklarda polisle çatışarak haykırıyordu. Olaylar devam ederken göstericiler yüzlerce özel araca ve kamu malına zarar veriyor, sokaklara hakim olan olaylar sayesinde borsa düşüşe geçerek, ülkedeki istikrar ve güven sekteye uğrayabilecek hale geliyordu.


Gezi parkı direnişi ilk başlarda örgütsüz ve lidersiz başlayan bir halk hareketi olsada, sonraları demokratik hakları olan protesto amacından sapmış yakıp yıkan "senin dediğin değil bizim dediğimiz olacak" diyen ve hükümetle restleşme boyutuna giren "kaos" ortamına dönüşüyordu. Türk demokrasisi tek parti ve darbeler sonrası ilk defa, önceleri büyük bir halk hareketi sonraları sosyal patlama ve dış mihrakların kontrolündeki olayların doğuracağı ağır bir sınavdan geçiyor; hükümet ve halk protesto ve sokak muhalefeti konusunda gereken dersi en iyi şekilde alıyordu.

 

 

Ömer Osman Oğlu

Rastgele Makale

Harun Reşid’in mürşidi Behlül, sözünü hiç  kimseden sakınmaz; öğüdünü direkt olarak açık sözlülükle yapardı. Onun gördüğü hataları pervasızca ifade etmesinden rahatsız olan bazıları, Halife Harun Reşid’e gidip:

  – Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi halimize bıraksın. Sonra, her koyun kendi bacağından asılır, herkesin sorumluluğu kendine.. gibi sözlerle şikayet ettiler.

Devamını oku...